Türkisch
 
 
 

Manastır Lorsch

Karoling zamanına bir ziyaret

Lorscha hoşgeldiniz! Bir zamanın en önemli manastırı yüzyılboyunca orta avrupanın en sabık ve en zengin manastırı ve böylece en kültürel ve en dindar yaşamın merkezlerinden birisiydi.

1991 yılından itibaren Manastır Lorsch UNESCO Dünya Miras Listesinde yazılı bulunur. Böyle bir taktir ile UNESCO bu zamana kadar tutulan tek yapıcevherini değil, ilk etapta bir erken ortaçağda yapılan bir manastırının avrupalı uygarlıkta gelişen karakterlere büyük etkisi olmasına saygı gösteriyor.

Ilk bakışta Lorsch hayal kırıklıgına uğratıyor. Almanyada daha iyi korunmuş manastır yokmu? Neden Lorsch bir Dünya Mirasidir?

Ne de olsa Lorsch bir erken ortaçağından kalan manastırda araştırabilecek şanısımız olan ama avrupada çok az bulunan bir alandır. Onun yerine yeni bir yapı kurulmamıştır. Arkeolojik araştırmalar sabık kilisenin beldesinde vuku bulmuştur, ama rahiplerin veya işcilerinin yaşayıp çalıstığı beldeler şimdiye kadar araştırılmamıstır. Bu Manastır ortaçağlarda kendine özel bir şehir gibi, ve böylece bu devirin toplumunda sanki bir kücük dünya veya o zamanlarda tarihin konsantre oldugu bir püf noktasıydı. Kont Cancor ve annesi Williswinda kendi arazilerinde bir küçük manastır kurduklarında herşeyin nasıl basit başladığını hiçkimse daha önceden sezemedi. Kurdukları yil, yani 764, bu manastırı zamanında çok ünlü olan akrabalarına, Alp dağlarından itibaren kuzeyin tek başpiskoposu olan ve böylece toplumda büyük nüfuzu görülen Chrodegang von Metz için hediye ettiler. Bu şahısın kaloring sarayın yanında Romadaki Papa çok büyük bir etkinliği vardı. Biz onu zamanındaki dini ve manastırdaki hayata karşı büyük nüfuzu olan bir Reformcu olarak tanıyıp kendisinin bir karoling hanedanın vaftiz babası ve bu zamanın ülkesi olarak bildiğimiz fransada kalan çoğu Manastırların kurucusu olarak anarız. Lorscha ilk rahibeler Gorze eyaletinde (Fransada) kalan kuruluşdan yollanılıyorlardı. Ilk başrahibleri başpiskopos Chrodegangın erkek kardeşi olan Gundeland olduğunu biliyoruz.

Bir sene sonra, yani 765 yılında, Chrodegang din uğruna ölen romalı Nazariusun kalan andaçlarını Papanın ellerinden elde etmiş ve Lorscha getirdmişti: Romalı Papalığın ile frankonyalı imparatorluğun arasında olan bu gelişme ciddi bir ilişkinin sembolü olarak bilinir.

Chrodegang üzerine Lorscha gelen andaçların küçük manastır için inanılmaz bir inkişaf olarak biliyoruz, ve böylece Lorschu çok kısa bir zamanda önemli din için ziyaret yeri olacağını gösteriyordu. Nazariusun andaçlarını görmek ve duğa etmek için Lorschun manastırına çok hacı gelip inanılmaz yüksek sayıda hediyeler yapmışlardır. Bu hediyeler çok değişikti. Fakir insanlar yumurtayı hediye olarak manastıra layik görürken, zenginler en büyk arsalarını Lorsch için az buluyordu. Bir yüzyılın içinde Lorschun sahiplikleri büyümüş ve böylece manastırın ekonomik tarihinde avrupanın en önemli şehirlerinden birisi olmuş. Ikinci manastır başrahibinin altında bile, manastırda yaşayan rahibe grubu kısa zamanda okadar büyüdüki, onlar icin yeni bir belde bulunması gerekti. Böylece yaklaşık yüz metre güneydoğuda olan eksibe üzerinde yeni bir yer bulunmuştu.

Ilk başlarda Kloster Lorsch çok önemli ve asilik bir ailenin özel manastırıydı. Gundeland bu ailenin bir parçasıydı, ama onun ve ailenin arasında bir bağlantı kopukluğu bulunuyordu. Kendisi 772 yılında manastır Lorschu krala hediye etmişti.

Bu tür gelişme ilk defa ortaya çıkıp ve böylece o zamanın kralı Şarlmann (768-814) Lorscha sahiblenmişti. Kraliyetin manastırı olarak Lorsch çok önemli imtiyazları kazanmış ve böylece gelişmesi hızlandırılmıstır, ama bu neden yüzünden manastırda yaşayanlar için yeni görevler veya vazifeler çıkmıştır.

Yeni görevlerinden birisi mesela hergün krala ve ailesine duğa edilmesiy gerekiliyordu. Her sene hükümdara militarist faaliyetlerlen, yani insan ve malzemelerlen, yardım etmeleri gerekiyordu. Bu yardımları veya görevleri olmasaydı kral devletini hiç bir zaman organise edemezdi. Lorsch gibi inanılmaz ekonomik bir kompleksin kralın bu manastırda   sahiplendiği inasani mülkiyetden daha büyük olduğunu bilmek lazım. Mesela Lorsch gelirlerini kraliyetin bütün kısımlarından alıyordu: Kuzey denizinden alpinlere kadar, ve bugün tanıdıgımız altı ülkelerden: Almanya, Isviçre, Fransa, Luxemburg, Belçika ve Hollanda. Okadar uzak serpilmiş mülkiyeti organize ile işletmek o zamanlar çok büyük bir verimdir. Bu organizasyon ne kadar büyüdüyse, o kadar çok krala karşı yararı vardı. Bu nedenle kral manastıra için bulunan inisiyatifleri en çesitli bölümlerde katkılarıyla gösterdi.

Böylece kendisi tevşik edip tarım ve yerleşim yeri olarak yeni arsaların işlenebilecek hale getirdi. Devlet bu sıralarda baltanın yetişemediği bir orman gibi kaplanmıştı ve bü yüzden bütün ağıçların kesilmesi gerekiyordu. Ilk izleri 9. yüzyılından tespit edilip zirvesini 11. yüzyılında yetişmişdir ve bu neden ile zamanında cok zor bir iş olarak düşünülüyor. Işlenmiş bir hale getirilen yeni yerleşim yerlerlerini önemsiz bir sonuç değildi, tam tersi, zihniyet tarihi için çok önemli bir ilerleyiş olarak görünen ve manuell işe karşı olan positif bir taktirdi.

Herşeye karşı rahiplerin en önemli işleri Dualarıydı. Her rahip ne işi yapdıysa bile dua vaktinde onu bırakıp kiliseye koşuyordu ve günde yedi kere dua ediyordu.

Lorschda bu kilise bir doğuda kalan dörtgen Apsisi, üç gemiyle ve bir arkeolojik aydınlanamayan batı girisinde kalan, ve galiba çok katlı yapılan ve üst katlardan birisinde krala özel hazırlanan bir odayla, binakompleksleri ile kocaman bir bazilikaydı.

Basilikanın batı tarafında kalan anagiriş, her ortaçağı kilisenin önünde olduğu gibi, bir büyük ve açık önalan (Atrium) başlıyordu.

Bizim en eski tanıdıgımız önalan çok kolay ve sade bir duvarla çevirlişmiş bir yerdi.

Basilikanın güney tarafında sınav, yani claustrum, bağlanıyor. Bu alan bir içavlunun etrafında dolanan çarpıyolu olarak bilinen ve grub halinde yaşayan insanların binalarından oluşuyordu ve tek rahibeler için izinli olan bu alanlarda   büyük gurub odalarında yaşayıp calışıyorlardı. Manastır rahibenin izini olmadan rahibelere çıkma yasağı uygulanış nedeniyle, yaşam için önemli olan herşeyi manastırın duvarlar arasında muvafakat etmek lazımdı: Büyük yatak odası (Dormitorium), yemek odası (Refectorium), mutfak, depolar, özel   hasta odaları, atolyeler, ambarlar arkitektonik bir bağlantıda bulunuyordu.

Kilisenin kuzey tarafında mutat olmak üzerine her zaman mezarlık bulunur. Lorschda o devirlerde tabiki aynı formu bulabilirdiniz. Huzurun böyle belderi her zamandaki gibi Meyve ağaclarıyla ekili ve kontemplasyona davet ediyor. Bugün bu beldede bir büyük tıppi ot bahcesi var. Manastırın icinde bitki, sebze ve meyve ürütülmüştü, ama malesef buradaki yeni bahcede ekilemezdi. Hele tıp icin uzaklardan bitki bulunması gerekiliyordu. Erken ortaçağından bulduğumuz kaynaklar üzerine, mesela en eski antik sonrasında yapılan ve Lorschdan gelen ilaclar üzerine yazılan bir kitab, kullanılan cesitli bitkilerden bilgimiz büyüktür.

Lorschun ilac kitabının anlamının hakikati tek antik yazıların yeni dünyaya bırakılması değildir; dahada önemli olan önsözün içinde bulunan hiristiyan toplumunun dinsiz antik ile nasıl ardısıra çalışacağı bir sorudur. Karoling devirinde bu soruya positif bir cevap bulunmuştur. Antik yazarların çoğu yazılarını manastırlık olan yazı odalarında kopya edip ve böylecene yeni dünyaya saklanmıştır. Bu konu özel sebenine bağlıdır: Lorschun ilaç kitabının önsözünde bize anonym kalan yazarın kuruluşu üzerine, antik tıp ile calışmanın müsaadeden üzeri bir görev olduğunu öğrenip ve bunun nedenini hastabakımını hiristiyanlığın hayırseverlik bir farzı olduğunu anlıyoruz.

Antikin bilimi ortaçağına kadar nasıl korunabildiği icin en iyi örnek olarak Manastır Lorsch üzerine cevap bulunur. Manastırımızın icinde avrupanın en büyük kütüpanelerinden birisi bulunuyordu.

Büyük bir sayıda, antik yazarların dünyada az bulunan suretleriyle birlikte, tabiiki kilise sahiblerinin kitabları veya kutsal yazı üzerine yorumlar ve eserler, zamanındaki eğitim kanunun içinde olan disiplinleri işliyorlardı. Manastırlar ortaçağda çoktan bir eğitim tekeliydi. Tek kathedrallerde veya manastırların içinde iddialı ders verilirdi. Bu ortamlarda o devirin mevcut bilgileri saklanıp yeni dünyaya iade edilirdi.

Tabiki kitablar çok değerli bir mülkiyetdir. Çoğukez onlar manastırın bütün hazineleriyle birlikte saklanır ve korunurdu.

Her manastır alanının kalbi kiliseden ve sınavdan birleşik olan bina kompleksleridir.

Büyüyen zenginlik, dua usülünde pratikliğinde değişimler ve yıllar üzerine değişim prosessinde olan arkitektonik stili büyük bir sayıda inanılmaz değişimlere yol açtı. Bunları bugünlerde arkeolog yolları üzerine cözmeye calışılıyor. Lorscha bir miktar inşaatplastik fragmanlar bize geçmişde kalan ve bugünlerde artık bulunamayan cok önemli arkitektürler görülür.

En büyük inşaatcı boyutunun deviri Lorscha   9. yüzyılların sonunda ilk alman kralı olarak tanınan Ludwigin (817-876) bu beldeyi kendisinin ve hanedanesi için anıt veya mezarlık olarak seçmesi üzerine ulaşmıştı. Ilk etapta, batıkapısında bulunan küçük Atrium kayboldu; galiba bu kısım kilisenin uzatması üzerine kapatılmış. O tarihde orda bulunan bina tam bugüne kadar kalan kilisenin artıklarıya aynı yerde bulunuyor. Atriumun yerine yeni ve çok kuvvetli önalan konulmuş, güney ve kuzey taraflarınada çatı ile örtülmüş yollar kapatıyor. Bu yeni yapımlarla birlikte Arkeologların teorilerine göre 9. yüzyılla bağlanan „Kralsalonu“ bakiye olmuştur. Onunlan birlikte ve galiba ayni süs ile kral için yapılmış doğu tarafında Chora ( kilisede papazlara ayrılan masanın bulunduğu kısım) bağlı olan ve „Renkli küςük kilise“ (eclesia varia) olarak tanınmış bir türbekilisesi. Bu değişiklikler yaklaşık 876 ve 882 yılların arasında yapılmış olması lazım. Bu zamana kadar tek kalan şahit bina “Kralsalonu”dur.

O binanın fonksiyonu bu devire kadar henüz belirlenemedi. Bu tespit bina yapısınlan ve aynı zamanda üst katında sonradan küçük kilise olarak kullanılan odanın ilişkisi üzerine belirlenmiştir; Duvarlarda bulunan ressimlerin karoling devirinde yapılışı tespit edilmiştir. Bu devir ile hiristiyanlığın dua usülünün bu bina üzerine bir yararlanması hesaba katılamaz.

Kral salonunda yüzyıllar boyunca bol değişimler vuku bulmuştur. Erken başlıca düz çatının yerine 14. yüzyıllında bugüne kadar karakterli olan dik çatı konstruksyonu yerleşmistir. Kral salonun içinde şu an bulunan restorasyon işleri yeni sonuçlar göstermiştir. Duvarın bazı yerlerinde dokuz çeşitli sıva ve boya tabakalıları belirlenip ayrılması gerekiyor.. Bu sıvaların en eskisi 9. yüzyıllından ve en genci (birleşik saklanmış) 14. yüzyıllından belirlenmiştir.

„Kral salonu“ antik yapı ve dekorasyon tarzıyla erken ortaçağının arkitektürüne olan etkisiyle bugünlerde en önemli örnek olarak anılır. Olağanüstü ve yalnız burada korunmuş olan öyle renkli ve klassik detaylarıyla zenginleşen cephesidir. Tek burada okadar süsslü olan dışyapı korunmuş ve eski araştırma ve uzak coğrafi yerleriyle gerilen ilişkilerle açıklanmıştır. Bu ilişkiler Bizansa ve bugün tanıdığmız Irak devletlerine kadar gerilmektedir.Gerçekten çoğu unusurlar roman geleneklerinden belirlenebilir ve roman formkonuşmasının frankon-çermen anlayışına olan uyum içinden belirlenir. O devirin genel sanatı ve özellikle kitab sanatı için tipik olan antik unusların çağdaş karışık veya çağdaş kaynaşmış gözükmesi. Bunun yüzünden „Kral salonu“ en heybetli arkitektonik örnektir. Kısa zaman öncede bu dış avluda serbest bulunan bina yapının olanaklı fonksiyonu üzerine düşünülmüştür. Burada manastırın 300 bant kitaba sahiplenen ve bu devirde dünyaçapında yaklaşık 50 değişik kitaplıklara dağıtılmış büyük kütüphanesimi bulunuyordu? Manastır başrahibi burada yaklasık 20 kralların veya imparatorların ve 1052 yılında Papanın belki aziz Nazariusun manastırını ziyaret ederken ağırladığı bir yermiydi? Veya aşırı derecede büyük olan aziz Nazariusun andaçlarını göstermek için bir sandık olarakmı kullanıldı? Bu büyük çeşitlerin arasından en mantıklı görünen kuramlardan şu an hükümdar için yapılan bir karşılama odası olarak teori düşünülüyor.

„Kral salonunu“ yürüyerek geçen, ortaçağının en büyük kilisebinasını, 1000. yilin öncesinde kalan ve avrupanın merkezinde görülen devirini yaşıyordur. Büyük sayıda olan kaynaklar bize iç odaların olağanüstü zengin donatımı, yani sunakları, anlatıyor. Malesef hiç birisi korunamadı. En azından roman olan ön kilisenin artıkları bizlere odaların yüksekliğini ve genişliğini arkitektür manasıyla yinelenmekte yardım ediyor. Hemen hemen eski döşeme 1090 yılında olan bir yangın felaketinde komple tahrip edilmiştir. Manastır en   yüksek noktasını 1100 yılında aşmıştır. Manastırı yeniden kurmak için yaklaşık bir buçuk yüzyılın ihtiyacı bulunmuştur. Bugün değerli buluşlar harabelik olarak kalan eski bazilikada ön kilise saklanıyor. En değerlisi şüphesiz ilk alman kralı olarak tanınan Ludwigin   († 876) sandukasıdır.

Kilisenin değerini artık çok az yollarla temin edilebilir. Inanılmaz olan kaset tavanlardan, duvardaki resimlerden, renkli camlardan oluşan pencerelerden, pahalı olan tekstillerden, sunakların fildişinden, gümüş veya altından oluşan çerçevelerinden, mosaikden yapılan yerlerden malesef tektük artıklar kaldı.

1090 yılında olan felaket manastırın tarihinde çok önemli bir dönem noktası olarak işaretleniyordur. Bu seneden itibaren manastır her türlü anlamı, ekonomik konularda bile, yavaş bir kayıp geçiriyor.   1232 kaybediyor en önemli imtiyazlarindan olan bağimsızlığını kayıp ediyor ve böylece Mainzın başrahibinin emri altına aşılıyor. 14. yüzyıllında manastır ikinci sefere bir parlak zaman yaşıyor. 1615 yılın gelişmesinden tek mevsuk sureti olarak bildiğimiz manstır binaların coğu bu yılların içinde yeni bir dışyapı elde etti. Halan daha Lorsch çok gösterişli bir yapı kompleksidir. Ama 16. yüzyıllında artık bu manastırın sonu gelmiştir: Reformasyon   1556 yılında manastırdaki yaşamın sonunu getirmiştir.

Gerçi manastır binalarına internasyonal bir idare geçmiştir, ama Lorschun protestan olarak bilinen palatina eğaletine ait olması 30 yıl süren savaşda (1618-1648) katolik askerlerden protestan düşündükleri, ama her zaman katolik olan manastırı harap edilmesine yol açmıştır. Insanlar eski harabeliği tas ocağı olarak kullanmışlar ve

ve böylece manastırın bulunduğu yere bir bugünlerden tanıdığımız bir park düzenlemişlerdi.

Informasyonlar:

Manastır ile sorumlu olan devletle ilgili Şato ve Bahce yönetimi önceki manastırın yakınında 1995 den beri müze bulunur. Burada manastırın tarihinin yanında bölgesel konular, yani büyük halkbilim bölümü ve tütün müzesi, canladırılıyor. Dünya Miras alanı müze eğitim hizmetine sahipleniyor. Müzenin iςinde bunun yanında konser, sergi ve konuşma tutunabilinen büyük bir konferans odası bulunur.

Welterbestätte Kloster Lorsch, Nibelungenstrasse 32, D 64653 Lorsch

Tel.: 0049-6251-1038211

Fax: 0049-6251-1038213

Homepage: www.kloster-lorsch.de

E-mail: info@kloster-lorsch.de

Ve unutmayalımki: Almanyada staj veya kazı ve başka ςeşitli projeler ile ilgilenlere geleneksel sumenini (ingiliz dilde olması gereken olumluk, fotograf, karneler) Dünya Miras alanının yöneticisi olan Dr. Hermann Schefers başvurması (alman veya ingiliz dilde) gerekiyor.